Ember tarafından yayımlanan Küresel Elektrik Görünümü Raporu, Türkiye’nin güneş enerjisi üretiminde son yıllarda kaydettiği güçlü ve istikrarlı artış sayesinde küresel ölçekte en hızlı büyüyen ülkeler arasında yer aldığını ve bu alanda 7’nci sıraya yükselerek dikkat çekici bir performans sergilediğini ortaya koyarken, bu gelişmenin Türkiye’nin enerji politikalarında yenilenebilir kaynaklara verdiği önemin ve uzun vadeli stratejik yöneliminin somut bir göstergesi olduğu değerlendiriliyor.
Yenilenebilir enerji küresel üretimde tarihi paya ulaştı: Enerji dengeleri yeniden şekilleniyor
Dünya genelinde yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik üretimindeki payının yüzde 33,8’e ulaşarak tarihi bir zirveye çıkması, enerji piyasalarında fosil yakıtların uzun yıllardır süren hakimiyetinin zayıfladığını ortaya koyarken, özellikle güneş enerjisinde kaydedilen yüzde 30’luk büyümenin bu dönüşümün merkezinde yer aldığı ve küresel enerji sisteminin daha sürdürülebilir bir yapıya evrildiği görülüyor.
Güneş enerjisi büyümenin ana motoru haline geldi: Talep artışını tek başına sürüklüyor
Geçtiğimiz yıl küresel elektrik talebindeki artışın neredeyse tamamının rüzgar ve güneş enerjisi tarafından karşılanması, bu iki kaynağın enerji sistemindeki ağırlığını önemli ölçüde artırırken, söz konusu büyümenin büyük bölümünün güneş enerjisinden gelmesi, bu kaynağın artık küresel enerji dönüşümünün ana motoru haline geldiğini açıkça ortaya koyuyor.
Türkiye küresel ortalamanın üzerine çıktı: Enerji dönüşümünde güçlü ivme
Türkiye’nin 2025 yılı itibarıyla elektrik üretiminin yüzde 22’sini rüzgar ve güneş enerjisinden sağlaması, yüzde 17 seviyesinde bulunan küresel ortalamanın üzerine çıkmasını sağlarken, özellikle son iki yıllık süreçte güneş enerjisinin toplam üretimdeki payının iki katına çıkarak yüzde 10,5 seviyesine ulaşması, ülkenin yenilenebilir enerji yatırımlarında güçlü bir ivme yakaladığını ve bu alanda sürdürülebilir bir büyüme trendine girdiğini gösteriyor.
Hidroelektrik üretimdeki düşüş dengeyi zorladı: Doğal gaz ithalatı arttı
Rüzgar ve güneş enerjisindeki bu güçlü büyümeye rağmen, hidroelektrik üretiminde yaşanan 18 teravatsaatlik gerilemenin enerji dengesini olumsuz etkilediği ve bu açığın büyük ölçüde doğal gaz ithalatıyla kapatılmak zorunda kalındığı belirtilirken, söz konusu durumun Türkiye ekonomisine yıllık yaklaşık 1,8 milyar dolarlık ek maliyet yarattığı ve enerji üretiminde çeşitliliğin önemini bir kez daha gündeme taşıdığı ifade ediliyor.
Enerji çeşitliliği ve sürdürülebilirlik ön plana çıkıyor: Uzun vadeli strateji kritik
Uzmanlar, Türkiye’nin yenilenebilir enerji alanındaki büyümesini sürdürebilmesi için yalnızca kapasite artışına odaklanmanın yeterli olmayacağını, aynı zamanda enerji üretim portföyünün dengeli bir şekilde çeşitlendirilmesi, hidroelektrik gibi kaynaklardaki dalgalanmaların telafi edilmesi ve güneş ile rüzgar yatırımlarının kesintisiz şekilde devam ettirilmesinin büyük önem taşıdığını vurguluyor.
Enerji bağımsızlığı hedefi güçleniyor: Yenilenebilir kaynaklar stratejik rol üstleniyor
Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltma hedefinde yenilenebilir enerji kaynaklarının giderek daha kritik bir rol üstlendiği belirtilirken, güneş ve rüzgar enerjisinin yaygınlaştırılması sayesinde hem enerji maliyetlerinin düşürülebileceği hem de uzun vadede daha güvenli ve sürdürülebilir bir enerji yapısına ulaşılabileceği öngörülüyor.


